Tarihi

EĞİTİM SİSTEMİ ve OKUMA ALIŞKANLIKLARINA ETKİSİ

Neden okumuyoruz?

38 Yıllık öğretmenlik hayatımda gördüm ki, her 3 yılda bir sistem değişti. Aşağı yukarı ortalama 10 defa sistem değişti. Değişen bir sistemi 3 yıl sonuçlarını görmek gerektiğinden, 3 yılın sonunda baktılar ki başarı oranı düşük, bir yaz tatilinde aceleyle sistem değişikliği yaparak sarı zarflara konulup Anadolu’daki okullara postalandı.

Hâlbuki ileri gitmiş ülkeler; örneğin Almanya 50 yıldır kredili sistemi hiç değiştirmedi. Önemli olan eğitimde kalite ve ciddiyettir.

Eğitimin sorunlarını en iyi eğitimin içinden gelenler bilir. Eğitimin mutfağından geçmeyen, fırınlarında pişmeyen eğitimin sorunlarını çözemez. Yıllardır Millî Eğitim Bakanlığının başına eğitim işinden anlayan, eğitimin içinden gelen bir Bakan da gelmedi. Hep politik davranıldı. Hem ekonomi, hem de insanımız heba oldu gitti.

Eğitim sisteminin okuma alışkanlıklarına etkisini birkaç açıdan incelemek gerekir:

Sistem açısından: Eski sistemlerde sınıf geçmek zordu. Öğrenciyi çalışmaya sevk ederdi. Şimdiki sistemi genel hatlarıyla incelemek gerekirse:

  • İlkokulda sınıfta kalmak yok.
  • Ortaokulda sınıfta kalmak yok.
  • Lisede sınıfta kalmak var ama öğrenci yine sınıfta kalmamaktadır. Birde bakmışsın ki kendisini sınavsız 2 yıllık Meslek Yüksek okullarında bulmaktadır. Her il de,  her ilçe de Meslek Yüksek okulu olduğundan en düşük puanlı bir öğrenci bile üniversiteye girebilmektedir. Çalışmadan, yorulmadan kendini Üniversite ortamında bulmaktadır. Bu sistem domino etkisi gibi ilkokuldan Üniversiteye kadar eğitimin kalitesini düşürdü.

Çocuk, tembelliğe ilkokulda alıştırılmaktadır.

Bu sistemde, ilgisiz velilerin çocukları, kitap kapağı açmadan sınıf geçmektedir. Kitap taşımayı da zül saydığından, devletin parasız dağıtmış olduğu kitapları okuldaki radyatör peteklerinin arkalarına atmaktadırlar.

Ortaokuldan sonra yapılan liseye geçiş sınavlarında en düşük puan alan öğrenciler Meslek Liselerine ve İmam Hatip Liselerine yönlenmektedirler. Meslek liselerinden de iki kelime öğrenemeden mezun olmaktadırlar.

 İmam Hatip Liselerinde de durum farklı değildir. Bu okullarda da öğrenci, Fatiha öğrenemeden mezun olmaktadır.

Liseler ve fen liseleri de kendine göre eğitim kalitesi düşmüştür. Zeki çocuklar da, orada heba olup gitmektedirler. Test tekniği kültürü de öğrenciyi okumaya karşı soğutmaktadır.

Bu sistem öğrenci merkezli: Öğretmenin bütün yaptırım güçleri elinden alınmıştır. Dayak yasak, azar da yasak. Ola ki öğretmen çocuğa bir azar vursa, soluğu hemen mahkemede almakta ve bir maaş kesim cezası verilmektedir. Öğretmen ders anlatamamakta, çocuk da ders dinlememektedir. Öğretmen köşeye sinmiş vaziyettedir. Kendisine zarar gelmesinden çekinmektedir. Hatta okul idaresinin bile eli kolu bağlıdır. Bu sistem öğrenci ve veli merkezli olduğundan öğretmen itibarsızlaştırılmıştır. Öğretmen de bana ne, bir şey öğrenmezse öğrenmesin deyip kenara çekilmektedir.

Bir zamanlar İngiltere’de de dayak yasaklanmıştı. Baktılar ki hiçbir şeyin önü alınamıyor, bir silsile gibi her yerde disiplin bozuldu. 2011 yılında getirdikleri bir yönetmelikle, öğrenciye zarar vermemek kaydı ile öğretmen geniş yetki ile donatılmıştır.

Bugün eğitim sistemine imrendiğimiz Finlandiya’da çocuk, oyun içinde öğreniyor ama dünya çapında yapılan matematik sınavı PİSA (Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı) yarışmalarında Finlandiya ve Avrupa ülkeleri ön sıralarda, ülkemiz ise son sıralardadır.

Dayak insani değildir. Dayağı tasvip edilemez. Ama öğretmenin ve okul idaresinin eğitmek ve disipline etmek için de bir takım yaptırım güçleri olması gerekir.

Bu sistemde çocuk kendiliğinden tembelliğe itilmektedir. Çalışmadan, yorulmadan sınıf geçmektedir. Tembelliğe alışmanın ilerde doğuracağı toplumsal sıkıntıları olacaktır.

Hâlbuki dünyada çok güzel sistemler vardır. İyi sistemler sayesinde toplumlar iyi eğitilmekte ve iyi yönlendirilmektedir.

Toplumsal açıdan: Toplumları ileriye taşıyan unsur eğitim sistemidir. İleri gitmiş ülkelerin sistemlerini incelediğiniz zaman mutlaka bir sırrı vardır. Örneğin, Almanya’da Anaokullarında okul bahçesinde mini trafik araçları ve levhaları ile eğitim verilmektedir. Psikolojiye göre; çocuk, 0 - 7 yaşlarında gördüğünü, duyduğunu fotoğraf makinesi gibi beynine kazır, ömrünün sonuna kadar unutmaz. Bu toplumun bundan sonrası rahattır.

Okullaşma oranı yönünden de ülkemizde yanlış politikalar izlenmektedir. Almanya’da ve Japonya gibi ileri gitmiş ülkelerde okullaşma oranı:

% 65 Teknik Lise, % 35 Genel Lise

Ülkemizde ise 1979 da ki verilere göre teknik lise oranı % 35 idi. Şu anda ise:Teknik Lise oranı % 37 olmuştur. 40 yılda 2 puan artmış,

İmam Hatip Lisesi % 7’lerden % 27’lere çıkmıştır.Genel Lise ve diğer okullar ise % 36’dır. Bu sıralama ve oranlama yanlıştır.

Bir Fatih projesi icat edildi o da bitti. Onca yapılan masraflar boşa gitti. Dağıtılan bilgisayarların şifresi kırıldı. Özel amaçlı kullanıldı. Modül sistemi getirildi. Hem öğretmen, hem öğrenci tembelleştirildi. Gelişmiş ülkelerde, öğrenci kütüphaneye mahkûm edilmektedir. Çoğu Avrupa ülkelerinde hâlâ tebeşir ve kara tahta sistemi devam etmektedir.

Okuma oranları açısından: Sistemin getirmiş olduğu zaaf ile birlikte okumaya ve kitaba düşman bir nesil ortaya çıktı. Üniversite kazanmak uğruna, test sisteminden başını kaldıramayan zeki çocuklar bile kitap okumaz hale geldi. Dünyadaki kitap okuma oranları incelendiğinde:

  1. Hindistan haftada 10 saat
  2. Çin                             8  
  3. Mısır                          7
  4. Rusya                         7
  5. İsviçre                        7
  6. Fransa                        7
  7. Macaristan                7
  8. Polonya                     7
  9. Güney Afrika            7
  10. Türkiye ise                4,5 saat

Azerbaycan nüfusu 7 milyon, basılan kitap sayısı: 100 000. Türkiye de ise 82 milyon, basılan kitap sayısı: 3 000. Genel olarak, Türkiye’de 100 kişiden 5 kişi kitap okumaktadır.

Türkiye, kitap okumayan ülkeler arasında, Malezya, Libya, Ermenistan… Gibi 173 ülke arasında 86. Sırada yer almaktadır.

Okuma alışkanlığını, devletin eğitim politikaları belirler. İlkokuldan başlayarak üniversiteye gidinceye kadar, bütün eğitim araçlarını kullanarak kitap okuma sevgisini aşılayabilir. Hele, ilkokul öğretmeni çok önemlidir. Okumayı sevdiren odur. Evde kitap okuyan anne baba’da önemlidir. Çocuğun gözünde öğretmeni, annesi ve babası büyüktür. Onlara özenir.

Sosyolojik açıdan: Küresel güçlerin zenginlikleri sömürüye dayanır. Geri kalmış ülkelerde algı operasyonu (illuminati) yaparak, ilkel eğitim sistemlerini pompalamaktadırlar. “Size bu eğitim sistemi gider.” gibisinden nasihat çekmektedirler. Amaç:

Böyle bir eğitim sistemi ile bir şey üretmeyen aptal bir toplum yaratmak. Bunda da eğitim sisteminin payı büyüktür. Okumayan, toplumlar gelişmeci olamazlar. Bir şey üretemedikleri gibi ufuk sahibi de olamazlar. Bilgisi olmayan insanın özgüveni de olmaz.

TV, medya, dizi, internet açısından: Günümüzde televizyonlar toplumları yönlendirmede en güçlü silah haline gelmiştir.

Dizi kültürü: Genel olarak yayınlanan dizilerin hepsinin konusu entrika, mafya ve aileye saygısızlık konuları işlenmektedir. Japon bilim adamı Kalyo Yasuo: Bu Türkler çok garip. 3 yıldır Türk televizyonlarını inceliyorum. Batı, bir ülkeyi savaşmadan kültürünü yok etmek için çaba gösteriyor. Aileler de çocuklarıyla birlikte izlenemeyecek dizileri beraber izliyorlar.

Magazin kültürü: TV’ler hafta sonlarında 2 gün magazin yayınlamaktadır.

Kayıp bulma, evlilik programları: Devletin emniyetinin veya buna benzer kuruluşlarının yapması gereken işleri Televizyonlar yapmaktadır.

Yemek programları: Televizyonlarda, adeta akşama kadar yemek, sabaha kadar yemek programları ile meşgul edilmektedir.

Reklamlar: Bütün Tv kanallarında, reklamlar ağılıklı konu olmuştur. RTÜK bunlarla mücadele edememektedir. Reklam süreleri önceleri 5 dakika idi. Sonraları 10-15-20-25 dakikalara ulaşmıştır. Bu durumda RTÜK etkinliğini yitirmiştir

Açık Oturumlar: Açık oturumlar toplumları eğitmek için bir vasıtadır. Farklı seslerin dinlendiği, güzel fikirlerin dillendirildiği programlar yoktur.

İnternet, cep telefonu kültürü: Artık kitap okuma yerine, İnternetten beslenen kültür algısı oluşmuştur. Dolayısıyla ülkemizde, olmayan kitap okuma alışkanlığı bir darbe daha yemiş oldu. Fakat kültür seviyesi yüksek ülkelerde kitap okuma alışkanları hala ön sıralardadır.

RTÜK, Kamu Spotu: RTÜK: Radyo Televizyon Üst Kurulu, 25 yıl önce ilk kurulduğunda TV’lerin günlük yayın akışlarının % 27 si eğitim ağırlıklı olması zorunluluğu vardı. Bu analizlerden çıkan sonuçlara göre % 7 bile olamamaktadır. Hâlbuki kamu spotları aracılığı ile toplumların eğitilmesine yön verilebilir.

İyi eğitilmiş kültürlü toplumların geleceği de sağlam temeller üzerine oturmaktadır.

Konunun özeti: Bu eğitim sisteminden okumayan, düşünemeyen, üretemeyen aptal bir nesil çıkar. Şiddet toplumu olmamızın bir nedeni de bu eğitim sistemidir. Bu eğitim sistemi ile toplum kısırlaştırılmaktadır. 1930’lardan başlayarak egemen güçlerin istedikleri de budur. Dün Çanakkale’de elde edemediklerini bugün eğitim yoluyla elde etmektedirler. Selçuklu da Osmanlı da bu düşünce yüzünden çöküp gitmiştir.

Bu konuda, Mustafa Kemal Atatürk’ün söylediği şu sözler manidardır:

 “Çalışmadan, yorulmadan ve üretmeden, rahat yaşamak isteyen toplumlar; evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini daha sonra da istiklâl ve istikballerini kaybetmeye mahkûmdurlar.” 

Mehmet KÜÇÜK